10 Şubat 2017 Cuma

Geçmişini Hatırlamak


"Geçmişi hatırlamak, insana hiç bu kadar iyi hissettirmemişti..."


Gözümü açtığımda sarı saçlı bir kız yanımda oturuyordu. Yüzündeki ifadeye bakılırsa beni tanıyor ve benim bu haline çok üzülüyordu. Ama benim zihnimde düne yada daha eski bir zamana ait en üfak bir iz yoktu.
Ben buraya nasıl gelmiştim, ve bu kız kimdi? Bana ne olmuştu. Tam bunları düşünürken konuşmak, sen kimsin demek istedim ama sesim çıkmıyordu. İyice korkmuştum. Geçmişi hatırlamadığım gibi konuşamıyordumda. Kız benim gözümü açtığımı görür görmez yüzündeki ifade tam tersi değişti. Hemen doktora haber verdi. James, James, sonunda uyandın! diye bağırarak yanıma geldi. Benim adım James miydi ve bu kız kimdi? Aklımda bu sorulara cevap ararken, kız boynuma sarıldı. Bana sorular soruyor ama ben cevap veremiyordum. Sadece onun gözlerinin içine bakıyor ve hatırlamaya çalışıyordum eski günlere ait bir şeyler. Doktor geldi ve bana senin gibi hayata bağlı, senin gibi savaşçı bir hasta görmedim, dedi. Neden böyle dedi anlamamıştım. Daha sonra bana sorular sordu; ama onlarada cevap veremedim. Doktor ses telerim de bir sıkıntı olduğunu anladı.  Yanımda ki sarı saçlı kıza bir kaç gün arkadaşınız konuşamayacak dedi. Kız olsun der gibi bana baktı ve tekrar boynuma sarıldı. Etrafımda neler donüyor, neden herkes bana bir muzice olmuş gibi davranıyor anlam verememiştim. Doktor bir kaç gün daha burada kalmam gerektiğini söyledi. Çok şiddetli bir baş ağrım vardı. Yanımda ki sarı saçlı kız odadan çıktı ve yanında iki kişiyle tekrar yanıma geldi. James soracağım sorulara kafanı sallıyarak cevap ver, dedi. Yanımdakileri tanıyor musun, dedi. Ben kafamı soldan sağa doğru salladım. Yanındaki iki yaşlı insan çok üzüldü ama benim uyandığım için sevinmişlerdi. Acaba bunlar kimdi?
Artık bundan sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. Doktor hastamızı biraz yanlız birakalımda dinlensin, dedi. O iki yaşlı elimi tutup, kafamı okşadıktan sonra gittiler. O sarı saçlı kızda bana tekrar sarılıp, yarın yine geleceğiz, dedi ve o da gitti.
Geçmişi hatırlamak insana verilmiş en büyük hediyedir. Acaba ben bu yeteneğimi nasıl kaybetmiştim. Aklımdaki en büyük soru buydu. Biran önce bu soruları cevaplamak ve hayatı yeniden keşfetmek istiyordum. Ama önce dinlenmem gerekiyordu.



               

Hayatımda ikinci güne uyanmıştım sanki. Buğün kendimi daha iyi hissediyordum. Saat 9 buçuktu. Kolumdaki serumu çıkarmışlardı. Kalkıp yüzümü yıkadım. Tam o sırada sarı saçlı kız içeriye girdi. Beni ayakta görünce iyice sevinmişti. İlk önce boynuma sarılıp günaydın, dedi. Bende günaydın, dedim. Senin adın ney, dedim. Hatırlamıyor musun gerçekten, dedi bana. Adım Charlee, senin kız arkadaşınım, dedi. Charlee bana üzülme her şeyi hatırlayacaksın. Bunun içinde iyi beslenmen gerekiyor, dedi ve elindeki poşetten yiyecek birşeyler çıkardı, masaya koydu. Güler bir yüzle hadi gel, kahvaltı yapmayı özlemişsindir, dedi. Sandalyeye oturduğum sırada o iki yaşlı odadan içeriye girdi. Charlee bunlarda anne ve baban, dedi. Kalkıp boyunlarına sarıldım ve kusura bakmayın ama sizide hatırlamıyorum , dedim. Onları hatırlamamamı hiç kafalarına takmamış görünüyorlardı ki getirdikleri kahvaltılıkları çıkarıp masaya koydular. Uzun zaman sonra benimle kahvaltı yaptıkları için olsa gerek çok mutlu gözüküyorlardı. Benimde hayatımda uzun zaman sonra yediğim ilk şeylerdi bunlar. Kahvaltı bittikten sonra babam kantinden kahve getirdi ve seninle her kahvaltıdan sonra sabah kahvesi içerdik, dedi. Kahvemizi içerken babama ben ne zaman ve  nasıl bu hale geldim, diye sordum. Bunların konuşmanın şimdi sırası olmadığını, söyledi. Biz kahvemizi içerken doktorum içeriye girdi. Bene tekrardan kontrol ettikten sonra yarın sabah hastaneden taburcu olabilirsin, dedi. Çok sevinmiştim. Doktor, James hayatın eskisi gibi olmayabilir. Bunun içinde hayata yeni başlıyormuş gibi devam etmen gerekiyor, dedi. Charlee yanıma gelip herşeyi beraber başaracağız, dedi. Annem ile babam da bunu onaylar gibi bana sarıldılar.
Charlee, annem ve babam gittikten sonra biran düşündüm. Belki eski hayatıma dair hiç birşey hatırlamıyorum; ama etrafımda böyle insanlarla üstesinden gelinmeyecek hiç birşey yoktur. Demek ki hayattdaki ilk kural, para kazanmaktansa iyi birer dost kazanmak yada dostları kaybetmemek daha önemliymiş.
Yarın dışarıya çıkmayı beklediğim için sanki vakit hiç geçmiyordu. Görevliden buğunun gazetelerini istedim. Dışarıda nasıl bir hayat beni bekliyor bunu öğreneyim istedim. Gazetenin tarihinde 2 Ocak 2030 yazıyordu. Gazetede olaylar çok yabancı geldi bana. Sanki uzaydan düşmüş bir varlık gibiydim.
Gazeteleri okurken zaman su gibi akıp geçmişti. Artık yapılacak tek bir şey kalmıştı, yatıp uyumak ve yarının olmasını beklemek.




   

Bu gece benim için çok uzun geçmişti. Sonunda saat sabah sekiz olmuştu. Hazırlanmak için erken kalkmıştım. Charlee gelecek ve beraber hastaneden çıkacaktık. Hastane görevlisi kahvaltı ve bugünün gazetesinin getirdi. İlk önce kahvaltı yaptım. Daha sonra da gazetelere göz attım. Saat 9 da Charlee gelecekti ama son bir saat geçmek bilmiyordu.
Uzun zamandır aynaya bakmıyordum. Dolaptaki aynada kendimi gördüğüm zaman birden irkildim. Saçım ve sakalım bir birine karışmıştı. Madem yeni bir hayata başlıyordum, ilk günden  karşısına bu şekilde çıkmamalıyıdım. Kantinden tıraş malzemeleri aldım. İlk önce sakalımı kestim. Sonra da saçımı yıkarken odanın kapısı çaldı. İçeriye hastane görevlisi girdi. Elinde büyük bir paket vardı. Yatağın üstüne bıraktı. Saçımı yıkadıktan sonra paketi açtım. İçinden güzel bir takım elbise ve bir not çıktı. Notta hayatıma tekrar hoş geldin, yazılıydı. Büyük olasılıkla Charlee'nin hediyesiydi. Takım elbiseyi giydim. Saat dokuz olduğunda Charlee geldi. Beni böyle görünce sana tekrardan aşık oldum, dedi. Hastaneden çıktıktan sonra ailem ile birlikte yaşadığım evime gitmek için yola çıktık. Charlee taksi ile gidelim, dedi. Eğer ev fazla uzak değilse yürümek istediğimi söyledim.
Yürürken Charlee'ye kaç yıldır beraberiz? diye sordum. Tam altı senedir beraberiz, dedi. Çok güzel, demek ki altı sene katlanılacak kadar iyi bir insandım, eski hayatımda. Yada kaç sene geçti ben hastanedeyken. Ailem ve Charlee ben daha fazla üzülmeyelim diye bana söylemiyorlar ama etraf bana çok garip ve yabancı geliyordu.
Eve yaklaştıkça heyecanım artıyordu. Acaba beni nasıl bir hayat karşılayacaktı. Bunları düşünürken etraftaki insanlara gözüm takıldı. Acaba kaç kişi gece yattığında sabah kalktıklarında hafızası yerinde olduğu için Tanrı'ya dua ediyordu. İnsanın başına böyle şeyler gelmeden bunların büyük bir kazanç olduğunu anlamalılar.
Evin bahçesine girdik. Bahçe adeta cennetin bir kopyası gibiydi. Bahçenin her tarafı türlü türlü çiçeklerle kaplıydı. Evin giriş kapısına gelmiştik. Charlee kapıyı anaktarıyla açtı. Evde kimse yoktu. Hastaneden çıktığım ilk gün nerede olabilirdiler ki? Salona geçtiğimde Charlee birden üçden geriye doğru saymaya başladı. Her taraftan birileri çıktı ve hepsi bir ağızdan, evine ve hayatımıza tekrar hoş geldin, diye bağırmaya başladılar. Kalabalığın içinden annem ve babam çıktı. Yanılarına gittim. Boyunlarına sarıldım. Ama bir sorun vardı. Bunca insan kimdi? Charlee, buradaki herkes senin arkadaşların, dedi. Hepsiyle tekrardan tanıştım.
Saat on iki olduğunda babam, herkesi bahçedeki barbekü partisine davet etti. Güzel bir ziyafet çektikten sonra babam buğünün anlamı için kadeh kaldırmak istediğini söyledi. Hayatımıza geri döndüğün için Tanrı'ya şükürler olsun. Daha sonrada yanıma gelip artık ben yoruldum, işin başına senin geçmeni istiyorum, dedi. Biraz zaman geçtikten sonra bu teklifini kabul ederim çünkü daha ne iş yaptığını bile bilmiyorum, dedim. Etraftakiler ilk önce gülmekte teretüt ettiler ama ben gülünce herkes aynı anda gülmeye başladı.
Misafirlerimiz gitmişlerdi. Sonunda ailem ile birlikte yanlız kalmıştım. Charlee yorgunluk kahvesi getirdi. Kahveleri içtikten sonra herkese teşekkür ettim. Ben odama gitmek ve biraz dinlenmek istediğimi söyledim. Charlee'de benimle birlikte odama geldi. Uzun zamandır bana sarılıp uyuyamadığı için bu gece burada benimle birlikte kalmak istediğini söyledi.
Uyumadan önce Tanrı'ya yarına bizi sağlam çıkar, diye dua ettikten sonra bir birimize saılıp uyuduk.





   

Güne çok şiddetli bir baş ağrısıyla uyanmıştım. Garip rüyalar görüyor ve bunları anlamdıramıyordum. Galiba bu hale gelmemde etkili olan olayları görüyordum. Bu rüyalar beni korkutsada hatırlayamadığım birşeyleri görmek birazda olsa heycanlandırmıştı beni. Charlee beni böyle görünce sakinleştirmeye çalıştı. Biraz sabırlı olmam gerektiğini söyledi. Charlee'ye, bana ne oldu da bu hale geldim, bana şu olayı baştan sona bir anlatsana, dedim. Charlee anlatıp anlatmamak arasında kararsız kalsada, anlatmaya karar verdi.
Bundan tam beş sene önce sen, iş ile ilgili bir toplantıya gitmek için uçağa bindin. Uçakta fakir ülkeler için toplanan yardım paralarıda varmış. Bu paraları ele geçirmek isteyen korsanlar uçağı ele geçirmiş. Sen haksızlığa dayanamazdın. Bu haksızlığada karşı gelmek, bu kadar insanın zarar görmemesi için dayanamamış olaya müdale etmişsin. Bir korsanı etkisiz hale getirip silahını almışsın. Korsanlarla çatışmaya girmişsin.  Korsanları teker teker etkisiz hale getirmişsin. Ama korsanlar işlerin istedikleri gibi gitmediğini anlayınca uçağın pilotlarını öldürmüşler. Havaalanında ki kule ile konuşarak uçağın kontrolunu ele aldığını ama pilotların öldüğünü söylemişsin. Başka bir uçakla gelip yolcuları almış ama sen uçakta kalmak istemişsin. Çünkü tam o sırada uçak bir köyün üzerinden geçiyormuş. Sen uçağı bir kanyona düşmesini sağlamıştın. Sen bu kazadan sonra ciddi bir şekilde yaralanmıştın. Seni bulduğumuzda yirmi dört saat geçmişti ve  çok fena bir haldeydin. Sonrada tam beş sene komada kaldın. Doktorlar ümidi kesmişti. Ama biz hiç bir zaman kötü bir şey düşünmedik. Her zaman uyanacağın günü bekledik. Ve bizi haklı çıkardın.
Bunları duyunca nasıl olur, dedim içimden. Bir insan beş sene boyunca uyuyabilir miydi? Tam bunları düşünürken başıma şiddetli bir ağrı girdi, sanki başımdan vurulmuş gibiydim. Charlee'nin James, James sesi arasında bayılmıştım.
Bir anda bu yaşıma kadar geçen zamanı tekrardan yaşar gibiydim. Eskiye dair herşeyi hatırlıyordum. Sanki bayılmamış yeni bir dünyaya girmiştim. Artık herşeyi hatırlıyordum.
Uyandığım  zaman hastane odasındaydım. Yanımda annem ve babam vardı. Onlara Charlee nerede, diye sordum. Onlar şaşkın bir şekilde Charlee'nin kim olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Ben onlara tekrar Charlee benim kız arkadaşım, nasıl tanı mıyorsunuz? diye sordum. Ama bana sadece şaşkınlık içerisinde bakıyorlardı. Annem beni böyle görünce dayanamadı ve odadan dışarıya çıktı. Babamda onla beraber gitti.
Yanımda ki yataktan gelen konuşmalar arasında Charlee ismini duydum. Charlee adlı bayanın doğum günüymüş, bu yüzden küçük bir doğum günü partisi düzenlemişlerdi. Ama oradaki kimseyi tanımıyordum. Kafam iyice karışmıştı. O sırada televizyonda uçak korsanlarıyla ilgili bir film vardı. Korsanların ele geçirdiği uçuk kanyona düşmüş. Bu filmi gördükten sonra kafamdaki taşlar yerine oturmuştu. Babam tekrardan yanıma geldi. Babama ben buraya ne zaman geldim, diye sordum. Babam bir gün önce apandist ameliyatı için geldin, dedi. Biraz zor ve uzun sürdüğü için fazla miktarda narkoz verdiklerini söyledi. Babama ben iyiyim, dedim. Narkozun etkisiyle etrafta duyduğum şeyleri gerçek gibi alğılamış beynim. İlginç bir şey daha var ben burada iki gün bile kalmamıştım; ama dört günlük bir hayal gördümüştüm. Babam bana güldü ve annemi çağırdı. Her şeyi anlattı. Annem de benim iyi olduğumu görünce sevindi ve bana sarıldı. İleryen saatlerde kardeşlerim de geldi. İki gün sonra taburcu oldum hastaneden.
Bu olaylar sonucunda öğrendim ki sevdiğimiz şeylerin ve kişilerin kıymetini kaybettikten sonra kıymetli olmamaları. Eskiyi hatırlamak (acısıyla - tatlısıyla) çok güzelmiş. Unutmak iyi bir hastalık belki ama hiç bir şey hatırlamamak dayanılacak gibi bir şey değil.

Yazar : Burak Çimen
Facebook : http://adf.ly/1jcc6n

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder